Kentin gelişimi ve sorunsalı
- Kent Siyaset
- 13 Tem 2021
- 2 dakikada okunur
Kentler hızla ülkeleşiyor. Sorunlar beraberinde büyüyor. Çözümler havada kalmaya devam ediyor. Gelişiminden sorunsalına kentlere bilimsel bir bakış.
“Kentler geçmişten bugüne en önemli ve gözde yerleşim yerleri olarak bilinmektedir. Kent; daha ziyade tarımsal olmayan üretimin yapıldığı ve daha önemlisi hem tarımsal hem de tarım dışı üretimin dağıtımın kontrol fonksiyonun toplandığı belirli teknolojik seviyelere göre büyüklük, heterojenlik ve bütünleşme düzeylerine varmış yerleşme birimleridir (Kıray, 1972).
Kent sanayi, ticaret, hizmet gibi ekonomik etkinliği olan, tarımsal ürünler de dahil olmak üzere her türlü ürünün dağıtıldığı, sınırları belirlenmiş bir alanda yoğunlaşmış nüfusun sosyal bakımdan tabakalaştığı, mesleksel rollerin artarak farklılaştığı, dikey ve yatay hareketliliğin yaygın olduğu, çeşitli sosyal guruplar barındıran, sivil toplum örgütlerinin etkinliğinin gittikçe arttığı, merkezi ve yerel yönetimi temsil eden yönetsel kurumları bulunduğu, yerel, bölgesel ya da uluslar arası ilişki ağlarına sahip heterojen bir topludur (Bal, 2008). Kent genellikle “ilerleme”, “uygarlık”, “aydınlanma”, “özgürlük”, “üretim”, “zenginlik”, “çeşitlilik”, gibi pozitif anlamlar yüklenmiş kavramlarla birlikte kullanılmaktadır. “kent insanı özgür kılar” ifadesi batı toplumlarında çok yaygın bir kullanımdır. Bununla birlikte daha sınırlı da olsa kent için; “toplumsal hastalık”, “ahlaki çöküntü”, “kaos”, “düzensizlik”, “yoksulluk”, “suçluluk” gibi olumsuz kavramlar da vurgulanmaktadır (Bal, 1997). Aslında kent ne sadece birinci ne de sadece ikinci yaklaşımı yansıtır. Fakat her iki yaklaşımı da yansıtır. Her kent iki kutbu farklı düzeyde yansıtır. Öyle ki, geçmişten günümüze sosyal, ekonomik ve siyasal açıdan kritik rollere sahip olan kentler, kırsal alanda yaşayan kişiler için hayallerini gerçekleştirecekleri mekanlar olarak görülmüştür.
Kırsal alanda yaşayan kişilerin kentte yaşam hayalleri nedeniyle, tüm ülkelerde geçmişten günümüze iç ve dış göçler yaşanmıştır. Aynı ülke sınırları içerisinde bir bölgeden diğerine doğru gerçekleştirilen göçler iç göçlerdir. Bir ülkeden diğer bir ülkeye gerçekleştirilen göçler ise dış göçlerdir (Bayhan, 1997). Ülkemizde özellikle iç göç oranı dış göç oranına göre daha fazla olmakla birlikte, iç göçlerin oranı artan bir çizgi izlemektedir. Kırsal bölgelerde yaşayan ve kente gelen kişiler yeni bir yaşamla karşılaşmakta, farklı kültürel değerlerle tanışmaktadır. Beklentilerine kavuşmak uğruna kırsal alandan göç edenler zaman zaman kültürel değerlerinde değişikliklere izin verebilmektedir. Çünkü kırsal alanda sürdürdükleri yaşam etkinlikleri ile kent yaşamında karşılaştıkları yaşam etkinlikleri birbirleri ile birçok alanda ayrışmaktadır. Bu değer değişikliği bazı durumlarda o kadar fazla yaşanmaktadır ki kişi kendine ait değerleri tamamen kaybederek, kendine yabancılaşmaktadır. Kültürel yabancılaşma, toplumun veya ferdin içine doğduğu ve içinde öğelerine dayanarak büyüdüğü atmosfere yabancılaşması, onu hayatında geri plana itmesi veya hayatında ona hiç yer vermemesidir (Sezai, 2009).
Esasen, zaman içerisinde kente uyum sağlamakla, kendi değerlerini kaybetmemek arasında çelişkiler yaşayan ve aidiyet duygusunu tamamıyla kaybeden kişiler büyük sorunlar yaşamaktadırlar. Yozlaşmaya kadar varan bu durum toplum içerisinde farklı sınıfların da ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu nedenle kentlerin yapıları tüm bu değişkenler değerlendirilerek oluşturulmalıdır. Kentsel mekanlar bir bütün olarak ele alınmalı, her vatandaşın yaşamsal ihtiyaçları göz önünde bulundurularak tasarlanmalıdır. Dr. Özcan ERDOĞAN’nın makalesinden alıntıdır. ”
Comments